DEVEBOYNU · DATÇA

Datça yarımadası batıya doğru incele incele uzanır ve en ucunda, sanki denize son bir söz söylemek için, bir burun kalkar: Deveboynu. Adını, uzaktan bir devenin boynunu andıran biçiminden alır. Akşam oraya yaklaşan tekne, karanlık basmadan önce tepede küçük bir yapı seçer. Sonra ışık çakar: iki kez, sonra sessizlik, sonra yine. Denizde en sade cümle budur.

Fener 1931'de yapıldı. Deniz seviyesinden yüz metreyi aşan bir yükseklikte durur; kulesi kısadır, ama konumu her şeydir. Çünkü burası yalnızca bir burun değil, iki denizin sınırıdır: bir yanı Ege, bir yanı Akdeniz. Arkasında Knidos'un antik kenti, önünde Kos'un silueti.

Kuşaktan Kuşağa Nöbet

Fenerin ilk bekçisi Veli Bora'ydı; nöbeti sonra oğlu Birol Bora devraldı. Eskiden bir fener, bir ailenin eviydi: gaz lambası doldurulur, cam silinir, mekanizma kurulur, ve gece boyunca o ışığın hiç aksamaması gözetilirdi. İşin çoğu zaten ışığı yakmak değil, onu yalnız bırakmamaktı. Bu ülkenin kıyılarında dört yüzü aşkın fener var; ve her birinin arkasında, adı çoğu zaman bilinmeyen böyle bir nöbet.

Datça'nın ucundaki Deveboynu Feneri, alacakaranlıkta kayalıklar üzerinde
DEVEBOYNU FENERİ · KNİDOS

Kelimenin Doğduğu Yer

Burada tuhaf bir tesadüf başlar. "Fener" kelimesi, İskenderiye'deki o meşhur kuleden gelir: Pharos. Dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri o kadar ünlüydü ki, adı Yunancada fáros, İtalyanca ve İspanyolcada faro, Fransızcada phare, bize de fener olarak geçti. Şimdi asıl kısmı: o Pharos'u tasarlayan mimarın adı Knidoslu Sostratus'tur. Yani "fener" diye bir kelimemiz varsa, bunun kökeninde tam da bu burnun — Knidos'un — bir evladı vardır. Deveboynu, adını taşımadan da, kelimenin memleketinde durur.

Fransız İmtiyazından Bugüne

Fenerlerin ardında sanılandan karmaşık bir tarih var. 1860'ta Osmanlı, kıyılarındaki fenerlerin işletmesini bir Fransız ortaklığına — Collas ve ortağına — imtiyazla verdi; fenerler yıllarca böyle, yarı yabancı bir idareyle yandı. Cumhuriyet sonra bu idareyi satın alıp devletleştirdi. Bugün otomasyon ve uydu, fenerciyi büyük ölçüde emekliye ayırdı. Işıklar hâlâ yanıyor, ama artık çoğunu güneş çeviriyor, kimse cam silmiyor.

Yine de bir gece karanlıkta o çakışı gördüğünüzde, GPS ekranınız ne kadar doğru olursa olsun, içinizde eski bir şey rahatlar. Fener yalnızca yer bildirmez; görüldüğünüzü bildirir. Deveboynu'nun ışığı üç bin yıllık bir cümleyi tekrar eder durur: buradan geçen yalnız değildir. Sabah olduğunda ışık söner, burun yine sıradan bir kaya olur — ama gece geri geldiğinde, söz yine oradadır.

Deveboynu'nu, Knidos'u ve Datça'nın iki denizini bir seyre dizmek mümkün. Fenerin dibinde gün batımı, arkasında antik kent — doğru saatte, doğru koyda. Size bu rotayı çizelim.
ROTA TASARIMI →