Bodrum'un hafızasında hâlâ o ahşap tekneler vardır: süngerciyi dibe indiren, güverte ustasının elinden çıkma, kaburgası tek tek eğilerek yapılan gövdeler. O gelenek hiç kaybolmadı; yalnızca büyüdü. Bugün Türkiye'nin tersaneleri, seri motoryattan seksen metreyi aşan çelik süperyata kadar geniş bir yelpazede iş çıkarıyor — ve bu iş, artık dünyaya satılıyor.
Rakamlar bunu açıkça söylüyor.
Rakamların Söylediği
Sektör 2025'i, iki milyar iki yüz milyon doları aşan bir gemi ve yat ihracatıyla — tarihinin en yüksek seviyesiyle — kapadı. İvme 2026'da da sürdü: yılın ilk ayında ihracat, bir önceki yıla göre neredeyse ikiye katlanarak yüz altmış altı milyon doları aştı. Üretimin kalbi Yalova oldu; ihracatta başı çeken bu bölgeye, Panama ve Fas gibi yeni pazarların açılması, Birleşik Krallık'a satışlardaki sıçrama eklendi. Bugün ülke genelinde sekseni aşkın aktif tersane çalışıyor.
Neden Türkiye?
Bunun bir tesadüf olmadığını sektör içinden herkes bilir. Süperyat inşası dünyada dar bir kulüptür; küresel kapasitenin yaklaşık üçte ikisini İtalya, Hollanda ve Türkiye taşır. Türkiye'nin bu masadaki yeri, ucuz olduğu için değil, iki şeyi bir araya getirdiği içindir: yüzyıllara dayanan bir ahşap tekne ustalığı ve onu modern çeliğe taşıyan bir işçilik. Bir başka deyişle, süperyatı mümkün kılan el, aslında guleti yapan elin torunudur.
Bir tekne sahibi için bu, soyut bir gurur meselesi değildir. İyi bir tersane ülkesi, aynı zamanda iyi bir bakım, kışlama ve yenileme (refit) ülkesidir. Yatın yapıldığı yerde onarılabilmesi, sürdürülebilmesi — sahibi için sessiz ama gerçek bir avantajdır.
Gulet ve süperyat, ilk bakışta iki ayrı dünya gibi görünür. Ama ikisi de aynı kıyının, aynı elin işidir. Biri süngerciyi dibe indirmek için yapıldı, diğeri misafiri denize açmak için. Aradan yüzyıl geçti; usta değişmedi.
YAT YÖNETİMİ →