Bodrum'un koylarından birinde, yaz gecesi bile olsa, bazı bahçelerden hâlâ bir ses gelir: keserin tahtaya iniş çıkışı, sonra bir duraklama, sonra yine. Kokusu önce gelir sese — reçine, taze talaş, biraz da katran. Yaklaşınca görürsünüz: bir kaburga dizisi, henüz derisi giymemiş bir tekne iskeleti, ay ışığında bir balina kemiği gibi durur.
Bu manzara turistik bir gösteri değil. Bodrum'da tekne yapımı, kentin kendisi kadar eski bir meslek.
Ziya Usta'nın İlk Guleti
Bugün "Bodrum Guleti" dediğimiz teknenin ilk örneği 1958'de suya indi. Yapan usta Ziya Güvendiren'di; tekne, sahiplerinin — Mustafa Biraki, Şevket ve İbrahim Nalbantoğlu — trol balıkçılığı için sipariş ettiği, 152 beygirlik bir Gardner motoruyla çalışan bir çift flok yelkenliydi. O tarihte kimse buna "gulet" demiyordu; sadece bir tekneydi, denize açılmak ve balık tutmak için yapılmış. Turizmin onu yeniden keşfetmesi, daha on yılı bulacaktı.
Kalfadan Ustaya
Ziya Usta'nın yanından ayrılıp kendi atölyesini açan kalfaları — Mustafa Denizaslanı, Mehmet Özyurt, Erol Ağan, Engin Denizaslanı, Ziya Tümay, Ali Kemal Denizaslanı — kısa sürede birer usta oldu. 1975'e gelindiğinde turizm patlamış, insanlar toprağını satıp gulet almaya başlamıştı; mavi yolculuk fikri, o zamana dek balıkçı teknesi olan trataları yeniden şekillendirdi. Erol Ağan'ın kendi anlattığına göre, Bodrum'a 1986'da geldiğinde ilk işi yarım kalmış beş guleti tamamlamaktı; sonra kendi ilk teknesini, "Meteor" adlı ayna kıç guleti inşa etti. Ustalar arasında iki isim efsaneye dönüştü: 1970'te denize inen "Balık" ve 1974'te inen "Elpenor" — biri delilik derecesinde sevilen, öbürü karakteriyle hatırlanan iki tekne.
Ahşap seçimi de kendi başına bir zanaat. Karina gibi suya en çok maruz kalan bölgeler teak, iroko ya da makore gibi, yirmi beş yılı aşkın ömürlü "birinci sınıf" ağaçlardan yapılır; meşe, maun ve kestane gövdenin diğer yerlerinde kullanılır. Bir gulet, boyuna göre sekiz aydan yirmi dört aya kadar sürede tamamlanır — omurga döşenişinden son cilaya kadar, hep aynı sabırla. Bugün bu iş artık Bodrum merkezinde değil; yarımadanın koylarına, İçmeler'e, Çiftlik'e, Tavşanburnu'na, Gündoğan'a, hatta Gümüşlük ve Yalıkavak'a dağılmış durumda. Ama nereye giderseniz gidin, ustanın elinin altında hâlâ Ziya Usta'nın kalfalarından biri var.
Bir sonraki seferinde güvertede otururken, tahtaya bakın. O tahta, bir keresinde bir ağaçtı; sonra bir ustanın elinde bir tekne oldu; şimdi de sizi taşıyor. Aradaki mesafe, göründüğünden kısa.
YAT BROKERAGE →