HİNT OKYANUSU · 1517 — 1554

Bir Osmanlı amirali, ömrünün son seferine çıkarken bilmiyordu ki bu yol onu İstanbul'a değil, darağacına götürecekti.

Osmanlı denizciliği denince akla Preveze gelir, Barbaros gelir, Akdeniz'in mavi genişliği gelir. Oysa imparatorluğun en uzak, en az anlatılan deniz mücadelesi çok daha güneyde, Hint Okyanusu'nun sıcak sularında verildi. 1517'de Mısır'ın Osmanlı topraklarına katılmasıyla imparatorluğun etki alanı Kızıldeniz ve Hint Okyanusu'na uzandı. 1498'de Ümit Burnu'nu dolaşan Portekizliler ise bu sularda çoktan tehdit edici bir güç hâline gelmişti. İki imparatorluğun karşılaşması kaçınılmazdı.

İlk Karşılaşmalar

Temas erkendi. 1517'de Selman Reis, Cidde önlerinde Portekizlilerle karşılaştı ve elde ettiği başarı, sonraki yılların çarpışmalarına örnek oldu. Ardından 1538'de Hadım Süleyman Paşa komutasındaki donanma, Hindistan'ın batı kıyısındaki Diu'ya sefer düzenledi. Beklenen zafer gelmese de bu hareket Yemen eyaletinin temelini attı ve Osmanlı'nın Kızıldeniz'deki hâkimiyetini sağlamlaştırdı. Aden, okyanustaki gözlem merkezi oldu.

Piri Reis'in Trajedisi

Bu hikâyenin en trajik kahramanı, adını herkesin bildiği bir isimdir: Piri Reis. 1552'de Hint kaptanlığına getirilen Piri Reis donanmayla okyanusa açıldı, Maskat'ı kuşatıp ele geçirdi, ardından Hürmüz kalesini yirmi gün kuşattı ama burayı alamadı.

Dönüş, çöküşün başlangıcı oldu. Yolda büyük bir Portekiz donanmasının geldiğini öğrenen Piri Reis, donanmasını geride bırakıp üç ganimet gemisiyle dar boğazdan kaçtı; o üç gemiden yalnızca ikisi Mısır'a ulaşabildi. Bu davranış İstanbul'da büyük yankı uyandırdı.

Portekizlilere karşı önemli galibiyetler almış olmasına rağmen Kanuni Sultan Süleyman, seksen beş yaşını aşmış olmasına bakmadan onu idam ettirdi.
Girit limanında Osmanlı dönemi yelkenlileri — 18. yüzyıl freski
GİRİT, KANDİYE LİMANI · FAZIL BEY KONAĞI FRESKİ · 18. YÜZYIL SONU · GİRİT TARİH MÜZESİ

Seydi Ali Reis ve Okyanusa Savruluş

Bayrağı devralan Seydi Ali Reis, farklı bir komutandı. Selefleri Portekiz saldırılarını güvenli limanlarda bekleyerek karşılarken, Seydi Ali Reis bunun yanlış olduğuna inanıyor, güvenli sulardan uzaklaşıp açık denizde mücadeleyi tercih ediyordu. Görevi açıktı: Piri Reis'in Basra'da bıraktığı kadırgaları Süveyş'e götürmek.

1554'te Basra'dan hareket etti. Maskat açıklarına geldiğinde karşısına kırk parçalık bir Portekiz donanması çıktı. Girişilen deniz savaşında kadırgalarından altısı ele geçirildi; kalan dokuzu Gücerat limanlarında terk edilince, Hint Okyanusu'nda boy gösterecek bir Osmanlı donanması kalmadı.

Ama hikâye burada bitmez. Okyanusun fırtınaları donanmanın rotasını değiştirip onu Gücerat'a sürükledi; mürettebatın büyük kısmı uzun deniz yolculuğunun ardından yerel yöneticilerin hizmetine girmeyi tercih etti. Seydi Ali Reis, kara yoluyla, yıllar süren bir dönüş yolculuğuna mecbur kaldı.

Geriye Kalan Miras

Bu zorlu seferden geriye, denizcilik tarihinin en değerli eserlerinden biri kaldı. Kitab-ı Bahriye, Piri Reis'in eserlerinden ve deneyimlerinden beslenerek şekillenen bir denizcilik birikimini sonraki kuşaklara taşıdı.

Bugün Ege'nin sakin bir koyunda demir attığınızda, ayağınızın altındaki suyun bir zamanlar imparatorlukların en uzak hayalini taşıdığını düşünmek, yolculuğa tuhaf bir derinlik katar. Osmanlı, Akdeniz'i hiç terk etmedi — ama bir zamanlar, çok daha ötesine uzanmaya cesaret etti.